HAYAT DENEN OKUL
Ilık bir ilkbahar sabahı,
kışın yıprattığı tabiat kendini yenilemek için hazırlanıyor. Ağaçlar yeni
yapraklarıyla parlarken, kuşlar minik yavrularının gözünü açmasını bekliyordu.
Evden ayrılıp işe doğru yol alırken; kaderde bugünleri de görmek varmış diye
söylendi kendince. “Günaydın ! “ diyen kapıcıya geç de olsa cevap verdi. Genç
yaşına rağmen hayat tecrübesi çok olan kapıcı kendisini işe alan eski
yöneticisinin arkasından acıyan gözlerle uzun uzun baktı. Artık onun bu dalgın
hallerine O da alışmıştı.
“Eski gülen yüzü kalmadı
adamcağızın” dedi içinden. “O günden beri böyle boynu bükük gelir gider oldu
evine, resmen nazara geldi” diyerek sabah temizliğine devam etti.
Servise
bindiğinde kafasındaki soru işaretini bitirmişti. Bu müdürlüğü bırakıp kızakta
beklemek fikri en doğru karardı. Sakinliğe ve dinlenmeye ihtiyacı olduğunu
kendiside kabullenmişti. Zaten yaklaşan mahkemenin sıkıntısını atlatmak için
izin almayı düşünüyorken bu görev değişikliği ilaç gibi gelecekti. Tek başına
odama oturur hazırlıklarımı tamamlarım zaten bunca çalışmanın karşılığı ne
alabildim ki diyerek son noktayı koydu. Doğru bir karar aldığına artık şüphesi
kalmamıştı. Artık sadece odasını nasıl toplaması gerektiğine odaklanmıştı. Geri
makamına atanma ihtimaline göre bir plan yaptı sonra hiç dönmeyecek gibi
toplanmalıyım dedi. Bir de baktı ki; herkes servisten inmiş, hemen toparlanıp
çantalarını eline alıp hızlı adımlarla binanın merdivenlerini tırmandı.
Odasının kapısını açarken biraz içi burkularak da olsa içeri girdi. Burayı adam
etmek için amma da uğraşmışım dedi. Niyet neydi akıbet ne oldu derler ya demek
bu günler için söylenmiş bu söz diye mırıldanarak koltuğuna oturdu. Etrafına
bakıp nereden başlamalı diye düşünürken samimi olduğu elemanları odaya girdi.
Herkes biraz hüzünlüydü. Ayrılığın kasvetli havası odayı doldurmuş, donuk
bakışlar arasında çıt çıkmadı bir süre.
“ Kırtasiye malzeme ihtiyacı
olan var mı aranızda” diyerek söze girdi. Ani çıkışı havayı dağıttı birazcık. “
Bakın giderayak eksiğinizi tamamlayalım yeni gelen müdürden istemek zorunda
kalmayın.” Bu sayede hem oda toplanmaya başladı hem de hüzün yerini gerçeğe
bıraktı. Teyzesini kaybettiği gün hastanede kaldığı odanın boşaltılışı gözünün
önüne geliverdi. Yaklaşık bir yıl sonra gene acı içinde bir odadaydı ve bu
sefer kendi eşyalarını topluyordu. Durakladı içinden “ umarım bu son oda
toplayışım olur” dedi. Sınav için aldığı kitapları gelecek gördüğü Niyazi’ye,
devam eden dosyaları sağ kolu Mesut’a
bırakırken iki saatte her şey taşınmaya hazırdı. Hep beraber eşyaları aşağı
indirip Niyazi’nin arabasıyla yeni odasına götürüp bıraktılar.Eşyaları
bırakınca elemanlarıyla vedalaştı; kapısının her zaman açık olduğu, her türlü
sıkıntılarında gelebileceklerini söyledi. Onları uğurladıktan sonra koltuğuna
oturup, tek başına kalınca içi karardı, sıkıntılandı. Ömür dediğin sürekli
öğrenmektir, hiçbir zaman çok biliyorum demeyeceksin derdi her zaman. Hayat
okulu bu defa yalnızlık bölümüne almıştı onu. Bu güne kadar mühendisken
ekipleri, müdürken kalabalıkları idare etmişti. Ama şimdi yalnızlığı idare
edecekti. Bir süre boş boş baktı duvarlara, koridorun sessizliğini fark etti.
Binanın en üst katında olmasından mıdır yada buradakilerin kendisiyle aynı
konumda olmasından mı hiç gürültü yoktu. Tam bana göre bir yere gelmişim dedi.
İhtiyacım olan sükunet burada fazlasıyla var diye düşünürken ilk kez gülümsedi.
Odanın manzarası da gayet güzeldi. Uzun kavak ağaçları ilkbaharın parıltısını
yansıtıyordu. Hele ağaçların ardında dalgalanan dev Türk Bayrağı sanki
gökyüzüne el sallar gibiydi. Bu arada eski odasından daha büyük bir odaya
yerleştiğini fark etti. Gerçi ilk kapısını açtığında depo olarak kullanılıyor
olması canını sıkmıştı ama boyanıp temizlenince bayağı çehresi değişmişti.
Zaten kaderim kötü odaları tımar etmek diye aklından geçirdi. En iyisi şu
poşetlerimi yavaş yavaş boşaltıp yerleşeyim diyerek ceketini çıkarıp işe
koyuldu.
Bu arada eski elemanları
merdivenlerden sessizce inerek odalarına doğru yürümekteydiler. Maçı kaybetmiş
moralsiz bir taraftar gurubu görüntüsü veriyorlardı. Yedisi de sessiz adımlarla
odalarına girip işlerinin başına geçti. Birbirlerine belli etmek istemeseler de
hepsi içinden beraber geçirdikleri günleri düşünüyorlardı. Büyük oda da Mesut
sessizlik bozmak istedi: “ Aslında bizim müdür için iyi oldu be, adam bi
kafasını dinlesin.” Niyazi söze karıştı:” Hastasıydı cenazesiydi derken bi de
bu gözaltı adamı resmen bitirmişti, hayırlısı bakalım” . Mesut:“kolay değil
kardeşim her şey üst üste geldi, dayanmak zor tabii” . Bu arada içeri giren
vatandaş onların tekrar işe dönmelerini sağladı.
Kapı çok sert bir şekilde
çalındı, masasına eşyalarını yerleştiriyordu, gözleri irkilerek kapıya yöneldi.
Gel demeye fırsat kalmadan içeri gürültüyle eski arkadaşları girdi. İkisiyle
aynı odada çalışmış ve pek çok anıları vardı. Ortak yönleri çoktu: çocukların
yaşları ve sayıları, hanımların işleri vs.
“Kardeşim
yeni görevin hayırlı olsun”
“Sağol
canım hoş geldiniz. İlk ziyaretçilerim siz oldunuz”
“Bize
de bu yakışır değil mi?”
“Kapıyı
sert vurunca korktun değil mi?”
“Ne korkması,
hayret bir şey biraz tırsdım sadece”
“Ne
güzel manzaran var “
“Ondan
bu odayı seçtik arkadaş”
“Burası
ne olarak kullanılmış önceden biliyor musun?”
“Depoya
çevirmişler, dolaplar, kurumun bayrakları falan vardı. Bayağı kötüydü.”
“Yok
yok fena olmamış. Güle güle otur bakalım.”
“Sağolun”
“Vay
be, bundan altı yıl önce bu odanın iki kat aşağısında beraber oturduğumuz
günler aklıma geldi birden”
“Bir
şey söyleyeyim mi? En güzel günlerimiz o zamanlarmış.”
“Doğru
söylersin”
Eski
günleri konuştuktan sonra aldığı kararı beraber tartıştılar. Yeni görevin kabul
ediş sebeplerini, sonuçlarını ve beklentilerini irdelediler. Hayatında ilk kez
mahkeme önüne çıkacak olmanın sıkıntısını paylaştı. Acaba nasıl olacaktı, ne
sorular gelecek ve ya neyi anlattıracaklar. Bu arada çaylar geldi. Avukatıyla
yaptığı görüşmeyi anlatmaya başladı: Sanık sayısının ortalamanın üstünde olması
yüzünden duruşmanın nasıl olacağı konusunda net bir şey söylemediğini, zaten bu
kadar kişiye yetecek adliyenin salonun olmadığından bahsetti. Altı aydır sohbet
konuları neden gözaltına alındığı, mahkeme günü, kanunlardaki ve uygulamadaki
aksaklıklar üzerineydi. Giderek daha çok sıkıntı veriyordu kendisine ama ister
istemez bu konular her sohbetin içinde yer alıyordu.
Eski dostları ayrıldıktan sonra
okumak için getirdiği kitaplara baktı. Hangisinden başlamalıydı; bu dönemde
roman türü okumak daha mantıklı geldi. Kitap okuyarak boş zamanını
değerlendirecek hem de dikkatini dağıtmış olacaktı. Yoksa tek başına oda da
kafasını kurcalayan soruların içinde kaybolup gideceğini düşünüyordu.
Cezaevindeki arkadaşları ne yapıyordu acaba? Kimlerle kalıyorlardı? Tinerci,
hırsızlık gibi suçlarından yatanlarla aynı yerde kalmıyorlar olsalardı keşke.
Ya aileleri onlar ne yapıyordu? Tutuklu yakınları daha çok yıpranıyordu sanki.
Kocaları olmayınca eşlerin yükü iki katına çıkıyor daha kötüsü birde çevrenin
tepkisi, tekrar tekrar cevabı verilen merak dolu sorular ekleniyordu. Niye
tutuklandı? Bundan sonra ne olacakmış? Ama en zor olanı bu durumu çocuklara
anlatmak ya da yalanlarla avutmak. Yalanlarla ne kadar yol gidilebilir o da
işin ayrı boyutu. Peki anneler, babalar; evlatlarının bu haberini alınca ne
duruma düşüyorlardır kim bilir? Yıllarca hiçbir şeyi esirgemeden üzerine
titrediği gözbebeğini bir anda demir parmaklıklar ardında görmeye nasıl
tahammül edebilirlerdi?
Gözaltındaki günlerinde
içeride olmanın en büyük sıkıntı olduğunu düşünmüştü. Ama serbest kalıp
ailesine kavuştuğunda onların yüzlerindeki acının izlerini görünce fikri
değişmişti. Çünkü içerideyken meseleyi takip edebilmek ve kafasındaki sorulara
cevap bulma fırsatını bulmuştu. Neden tutuklanmış? Olayın sebebi? Diğer
şüphelilerle konuşarak olayı anlamaya çalışarak biraz rahatlamıştı. Ama dışarıdakiler, sadece avukatın ağzından
çıkacak kelimelere ulaşabiliyordu. O da pek çok soruya cevap veremiyor, geçmiş
örneklerle mukayese ederek şahsi yorumunu söylüyordu. Sonuçta onlarca klasör
dolusu ifade o kadar kısa sürede nasıl okunabilirdiki?
Kitabı okumadığını ve sadece
elinde tuttuğunu fark etti. Kaldığı yeri bile bilemedi acaba hakikaten okuyarak
mı bu sayfaya gelmişti? Yoksa gözleri kelimelerin üzerinden kaymış gitmişmiydi?
Çünkü geçtiği bölümleri yeniden okuyunca sanki hiç okumadığını fark ediyordu.
Başını dışarıya doğru çevirince dalgalanan bayrağa takıldı gözü. İlkbaharın son
esintileriyle tatlı tatlı dans ediyordu gökyüzünde, sanki kendisine artık kışın
kasvetli havasının bittiğini ve güneşli günlerin geldiğini haber etmek ister
gibi bir hali vardı. Uzun yenilgilerden sonra yorgun yüreği, dışına çıkmaya çalıştığı,
değiştirmek, dönüştürmek istediği hayata iade etmişti kendini. Başladığı
noktaya geri dönmüştü. Acılarını yenip yeniden mücadeleye başlamalıydı ama
umutsuz, yenik, süngüsü düşmüş bir sürgün olmuştu. Bu odada bir süre bayrağı
seyretmekten başka bir işi olmayacaktı artık.
Bu koridor niye sessiz bir
inceleyeyim diyerek ayağa kalktı. Kattaki bütün odaların kapıları kapalıydı.
Aklına o anda memuriyetin ilk yıllarında genel müdürlükteyken gördüğü manzara
geldi. Yaşı ve kıdemi genç olmasına rağmen kurumu Ankara’ya sık sık görevli
olarak gönderiyordu. Yaşça büyük bir arkadaşı onu genel müdürlüğün büyük
kampüsünde küçük bir binaya götürmüş orada odalarda yan yana oturan ve sürekli
ben filan ilde müdürken diye lafa giren insanların arasında çay içtiği günü hatırladı.
Dışarı çıktıklarında abi kim bu adamlar diye sorduğunda; bunlar eski müdürler,
burada kızakta yeniden görev alabilecekleri saati beklerler cevabını alacaktı.
Ne kadar kötü bir durum diye düşünmüş acaba bir gün benim de başıma gelir mi
demişti. On beş yıl sonra korktuğu başına gelmişti. Hem de hiç ummadığı bir
zamanda.
Boş koridoru adımlarken kapılardaki
isimlikleri okudu. Kimlerle komşuyum diye merakını gidermeye çalıştı.
Cezaevindekilerin avluda volta atışını andıran durumundan rahatsız oldu ve odasına
dönmeye karar verdi.
devam edecek....
Efendin yeni editlerinizi bekliyoruz arayı açmayınız lütfen,,, baştan okumak durumunda kalmadan vakitten tasarruf edelim, akıcı anlatımınız için de teşekkürleri borç biliriz...
YanıtlaSilK.KURUÇAY